Kuran'da ismi Gecen Peygamberlerin Hayati

Peygamber ve Peyg

Kuran'da ismi Gecen Peygamberlerin Hayati

 
Haber getiren kisi. Allahu Teâlâ'nin kullarina emir ve yasaklarini bildirmek ve onlara hakki, dogruyu ve yanlisi açiklamak üzere seçip görevlendirdigi ilahî elçi. Kur'an-i Kerim' de; "nebi" veya "enbiya", bazan da "resul" veya "rusul" diye geçer.

"Nebi", arapça bir kelime olup, "nebe' " kökünden türetilmistir. Muhbir, yani "haber verici" anlamina gelir. Ancak nebe', herhangi bir haber degil; bize bildirilen fevkâlade degerde, çok önemli bir haber, bir teblig demektir. Nebe', yalniz, dogrulugunda hiç süphe olmayan bir haber için kullanilabilir (Ragib el-Isfahanî el-Müfredât, Nebi maddesi). Nebi'nin manasi, Allah'in, seçtigi kullarina ilâhî haberinin, vahiy yoluyla ulasmasi ve vahyine muhatab olmasidir. Kelime, Allah ile peygamberi arasindaki alâkayi, yani vahyi ve haber vermeyi açikliyor (Saît Ramazan el-Butî, Kübrâ el- Yakîniyyât el-Kevniyye, s. 172).

Bazi dilciler, "nebi" kelimesinin "yükseltilmis" manasinda olan "nübüvvet" kelimesinden geldigini ileri sürerler.

Diger bir kisim dilciler ise, "nebi" kelimesine, Allah (c.c) ile akil sahibi kullari arasinda bir elçi veya, "Biz insanlara, Allah Teâlâ'nin vahy-i ilâhisini bildiren kimse" manasi verirler. Nebi'nin çogulu "enbiya"dir. Peygamberlere, ilâhî emir ve yasaklari, hüküm ve haberleri insanlara bildirdikleri için "enbiya" denmistir (Ibn Manzur, Lisanul-Arab, Nebi mad.; et-Taftâzânî, Serhu'l-Makâsid, II, 128).

Kur'an-i Kerim'de "nebi" yerine "resul" de geçmektedir. Arapçada "irsal" kelimesinden alinan "rasul", gönderilen kimse, haberci, elçi anlamina gelmektedir. Allah (c.c) tarafindan, insanlari irsad edip onlari dogru yola yöneltmek için gönderilmis olduklarindan, peygamberlere, "rüsûl-i kirâm, mürselîn" denmistir (el-Müfredat, Resul mad., Lisanul-Arap, Resul maddesi).

Bu esasa göre; nebi ve resul kelimeleri, ayni manaya gelen, arapçada iki (müterâdif) es anlamli isimdir. Peygamberlere, Allah'dan önemli haber (vahy) aldiklari için "nebi"; aldiklari haberleri gönderildikleri insanlara bildirdikleri için de "resul" denir. Onlarin en önemli görevi, kendilerine indirilen ilâhî vahyi teblig etmektir. O halde risaletin manasi Allah Teâlâ'nin, seçtigi kullarindan birini ilâhî hüküm veya serîatini baskalarina teblig etmekle mükellef tutmasidir. Bu kelime, peygamber ile diger insanlar arasindaki alâkayi açiklamaktadir. O da, irsal (gönderilme) ve elçilik kavramidir.

Bu esasa göre, peygamberlerin iki görevi vardir. Bunlardan Allah (c.c) ile özel iliskisine "nübüvvet"; insanlarla olan "ilâhî görev" iliskisine de "risâlet" denmektedir. Nebî ve resul kelimeleri bu iki iliskiyi ifade etmektedir (bk. el-Butî, a.g.e., s. 173).

Çogunluk Kelam âlimlerine göre ise "resul" kelimesi, lugat manasi bakimindan "nebi" kelimesinden daha genis ve sümullüdür. Çünkü melekler de, ilâhi haberler tasidiklarindan, onlara da "Ilâhi haberciler" anlaminda "resul" denmektedir. Bu görüste olanlara göre, kendisine ilâhî kitab ve müstakil serîat verilen peygamberler "resul" diye anilirlar. Bu bakimdan, her resul ayni zamanda bir nebidir. Fakat her nebî, resul degildir. Bunlara göre; ikisi arasinda, -mantik diliyle"umum-husus-mutlak" iliskisi vardir. Çünkü nebî; tebligle mükellef olsun olmasin, Allah Teâlâ'dan vahiy yoluyla her hangi bir emir alan kimsedir. Eger o, belli bir seriati (hukuk sistemini) veya bir Kitabi teblig etmekle mükellef tutulursa, o peygambere ayni zamanda "resul" denir. Her iki grubun da Kitab ve Sünnet'ten delilleri vardir. Sonuç olarak, nebî ve resul söyle tarif edilebilir: "Allah Teâlâ'nin seçtigi ve onu Cibril (a.s.) vasitasiyla (uyanik iken) vahyettigi seyleri insanlarin hepsine veya belli bir topluluga Allah'in emriyle teblig eden bir insandir (Nebî ve resul kelimelerinin terim anlami, aralarindaki fark ve deliller için bk. et-Taflâzânî, Serhul-Makâsid, II/128, el-Cürcanî, Serhul-Mavâkif, III, 173-174; Ibnul-Hümam, Serhul-Müsâyere, 198; Kadi Iyâd, es-Sifâ, I/210; ed-Devvânî, Celâl-Serhul-Akâidi'l-Adudiyye, 3; Mustafa Sabri, Mevkiful-Akli vel-Ilmi vel Âlem, Kahire 1950, IV/40; el-Bûtî, a.g.e., 173).

Peygamberlere Iman ve Önemi

Kur'an-i Kerim'de zikredilen birçok ayetlere ve Peygamberimiz (s.a.s)'in bazi sahih hadislerine göre Allah Teâlâ'nin razi oldugu yegâne hak din olan Islâm'da iman esaslarindan biri de, Allah (c.c.) tarafindan insanlari irsad ederek onlara dogru yolu göstermek için gönderilen bütün peygamberlere iman etmektir. Bu ortak esas, Islâmda iman esaslari arasinda yer alan çok önemli bir rükündür. Çünkü "meleklere" iman edilmeden, "Ilâhî kitaplara" inanmak mümkün olmadigi gibi, bu kitablari insanlara teblig etmekle görevli ve sorumlu olan "Peygamberlere" iman edilmeden de, mukaddes kitablara iman etmek mümkün degildir.

Gerçek sudur ki; peygamberlik müessesesine inanilmadan din, yani ilâhî emir ve yasaklar söz konusu olmaz. Çünkü peygamberler, Allah Teâlâ'nin insanlari irsad için gönderdigi birer ilâhî elçi olarak kendilerine vahyolunan ilâhî hükümleri, emir ve yasaklari yalniz teblig etmekle kalmazlar; ayni zamanda bu hükümleri kendi nefislerinde aynen tatbik eder ve günlük hayatimizda fert ve toplum olarak nasil uygulayacagimizi gösterirler. Peygamberler, herkes tarafindan takip edilebilecek üstün vasifli, yüksek ahlâkli, kâmil ve örnek insanlardir. Onlar, her hususta çok güzel birer örnek olduklari için, insanlari kolayca etkiler, onlara Allah sevgisi ve O'na imani asilar ve peslerinden sürükleyerek hayatlarinda esasli degisiklikler yaparlar. Çünkü nefsi ve akli ile basbasa olan insanlarin islahi ve dogru yola yöneltilmeleri, ancak yine birer insan olan, günahlardan arinmis (masum) peygamberlerin önderliginde basarilabilir. Onun içindir ki, melekler insanlara degil, yalniz peygamberlere elçi olarak gönderilmislerdir: "(Onlara) de ki: Eger yeryüzünde yasayip huzur içinde dolasanlar melekler olsaydi, muhakkak Biz, onlara gökten melek bir peygamber indirirdik" (el-Isrâ, 17/95).

Kur'an-i Kerim'in bildirdigine göre, peygamberlik müessesesi ve ilâhî kitaplar Allah Teâlâ'nin insanlara lutfettigi manevî bir hediye (mevhibe-i ilâhiyye)dir. Âlemleri yaratan Allah (c.c) insanlar ve milletler arasinda bir fark gözetmeden, onlarin her birine maddî sayisiz nimetler ve çesitli riziklar verdigi gibi, ruhî bir gida, manevî bir nimet olarak peygamberlik nimetini de ayni ilâhî esasa göre insanlik âlemine ihsan etmistir. Bu yönden peygamberlik, lutfu ve rahmeti sonsuz olan Rabbulâlemin'in bütün dünya milletlerine dagittigi ilâhî bir hediyedir. Madem ki insanlar hidayet yolunu bulmak, hak ve adalet üzere kurulan ilâhî nizami ögrenerek hayatlarinda uygulayabilmek için Allah (c.c) tarafindan seçilerek gönderilen masum (günahsiz) peygamberlere ve onlara indirilen ilâhî vahye muhtaçtirlar; o halde bütün insanlarin Rabbi, Hâlik ve Râziki olan Allah Teâlâ, elbette ki kullari arasinda ayirim yapmadan, her millete kendi içinden seçtigi peygamberler gönderecektir. Nitekim bu husus Kur'an-i Kerimde su ayetlerle açik olarak beyan edilmistir: Hiç bir millet yoktur ki, kendi içinde (onlari Allah azabiyla) korkutan biri (bir peygamber) gelip geçmis olmasin" (el-Fâtir, 35/24), Her milletin bir peygamberi vardir" (Yunus,10/47. Ayrica bkz. en-Nahl 16/36; er-Rum, 30/47; ez-Zuhruf, 43/6; er-Ra'd 13/8; Ibrahim,14/4; el-Isrâ,17/15).

Bütün peygamberler bu yüce görevi eksiksiz olarak yapabilecek ve kendilerine vahyolunan ilâhî hükümleri insanlara teblig edebilecek kudret ve kabiliyette yaratilan mümtaz ve sadik kullar, Allah tarafindan seçilen ilâhî elçilerdir.

Kur'an-i Kerim, müslümanlara, yalniz Islâm Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s)'e degil, dünya milletlerine zaman zaman gönderilen bütün peygamberlere de inanmayi emretmektedir. el-Bakara süresinde; Deyiniz ki biz Allah'a, bizlere indirilen (Kitab)'a; Ibrahim'e, Ismail'e, Ishak'a, Yakub'a ve ogullarina indirilenlere; Rableri tarafindan Mûsa ve Isâ ya verilenlere iman ettik. Onlari biribirinden (peygamber olarak) ayirmayiz” (el-Bakara, 2/136) buyrulmaktadir. Ayette geçen "nebiyyûn" kelimesi ile, daha önce gönderilen diger peygamberlerin kastedildigi anlasilmaktadir.

Iste Islâm dini, bütün peygamberlere inanmayi, "iman esaslari"ndan ve Islamin temel prensiplerinden saymakla (bkz. el-Bakara, 2/177 ve 285, en-Nisâ, 4/ 136), hiç bir dinin erisemedigi derecede sumullü b insanlik dini olmak vasfini kazanmaktadir. Bütün dünya milletlerine hitap etmek suretiyle de, insanlari bütün beseriyeti içerisine alan bir kardeslige, sulh ve sukûna, saadet ve selâmete davet etmektedir. Bu bakimdan, her müslüman icmâlî olarak (kisaca); basta Hz. Muhammed (s.a.s) olmak üzere, daha önce gönderilen bütün peygamberlere; tafsili olarak da, Kur'an-i Kerim'de isimleri zikredilen peygamberlerin her birine ayri ayri iman etmeleri, ayrica, Allah (c.c) tarafindan önceki milletlere gönderilen ve adlari bildirilmeyen bütün peygamberlere toplu olarak iman etmeleri gerekir (el-Bûtî, a.g.e.,186-191; Ali Arslan Aydin, en-Nübüvve Fil-Kur'an ve Inde Felasifetil-Islâm, Kahire 1958, s. 5-9 ve Islâmda Iman ve Esaslari 6. Baski, Istanbul 1990, s. 184-187).

Kur'an-i Kerim'de bildirildigine göre, bütün insanlik âlemine ve bütün milletlere hitab etmek üzere gönderilen peygamber, yalniz Hz. Muhammed (s.a.s)'dir. Hz. Muhammed (s.a.s) ilk peygamber Hz. Adem'den itibaren zaman zaman çesitli milletlere gönderilen peygamberlerin en büyügü ve sonuncusudur. O, peygamberler zincirinin son altin halkasidir, Hâtemül-Enbiyâ'dir. O'ndan sonra artik peygamber gönderilmeyecektir. Bu, Islâmin ve en son Mukaddes Kitab Kur'an'in bildirdigi bir gerçektir:

Biz seni, ancak bütün insanlara müjdeci ve (Allah ozabi ile) korkutucu olarak gönderdik" (es-Sebe; 34/28);

"De ki, (Ya Muhammed): Ey insanlar! Ben göklerin ve yerin mülkü olan Allah'in, size, hepinize gönderdigi peygamberiyim" (el-A'raf, 7/158). Hz. Muhammed (s.a.s)'den baska hiç bir peygamberin bütün dünya milletlerinin hepsine birden gönderildigine dair ne Kur'an'da, ne de baska bir kutsal kitabda açik bir ayet bulunmamaktadir.

Peygamberlerin Adedi ve Isimleri Kur'an-i Kerim'de her millete mutlaka kendi içinden seçilen bir peygamber gönderildigi açikça beyan edilmis ise de, (el-Fâtir, 35/24; Yunus,10/47; el-Isrâ, 17/15) peygamberlerin adedi ve her birinin ismi bildirilmemistir. Nitekim en-Nisa süresinde (4/ 164)

"Peygamberlerin bir kismini bundan önce sana haber verdik, bir kismini ise haber vermedik" buyurulmustur. Gerçi peygamberimizin bir sahih hadisinde yüz yirmi dört bin gibi bir sayidan bahsedilmis ise de; bu adet kesin degildir. Kur'an'da yalniz 25 peygamberin isimleri zikredilmistir. Bunlar, Âdem, Idris, Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, Ibrahim, Ismail, ishak, Yakub, Yusuf, Suayb, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Eyyub, Zülkifl, Yünus, Ilyas, Ilyesa, Zekeriyya, Yahya, Isâ ve Muhammed (s.a.s) hazretleridir.

Ehl-i Sünnete göre; peygamberlerin sayilarini tahdid etmemek daha dogrudur. Çünkü sayinin tespit edilmesi halinde, eger rakam büyük olursa, gerçekte enbiyadan olmayanlarin peygamber sayilanlar içine katilmasi; eger küçük olursa, enbiyadan olanlarin peygamberlerden sayilmamasi gibi bir durumla karsi karsiya kahnabilir (bkz. et-Taftazânî, Serhul-Akâidi'n-Nesefiyye ve Havasîhi, s. 460-465; Aliyyul-Korî, Serhul-Fikhil-Ekber, s. 102-104: Abdurrahman el-Cezirî Tavdihu'l-Akaid Fi Ilmi't-Tevhid s. 136-138).

Peygamberlerin Sifatlari

Bütün peygamberler Allah Teâlâ tarafindan seçilip ilâhî elçiler olarak insanlara gönderildiklerine göre, hepsi birbiriyle kardes gibidirler. Onlar bir âiledendir ve bir tek cemaattir: Bütün peygamberler dogru sözlü, sâdik, emîn, akilli, saglam karakterli, uyanik kalpli, yüksek ahlakli, dünyada ve âhirette itibarli ve Allah'a en yakin olan sevgili kullar, ilahi elçilerdir.

Onlarin diger insanlardan ayn, kendilerine ait ortak bazi sifât ve özellikleri vardir. Bu sifatlar sayesinde yüce yaratici ile kullari arasinda elçilik yapma liyakatini kazanmis olurlar. Allahu Teâlâ söyle buyurur: "Allah, peygamberligini kime ve nereye verecegini daha iyi bilir" (el-En'âm, 6/l?4). Bütün peygamberlerde ortak olan sifatlari su bes maddede toplamak mümkündür: Emânet, sadakat fetânet, ismet, teblig.

1. Emânet Sözlükte, güvenmek, emin olmak, korkmamak ve güvenilir olmak anlaminda bir mastardir.

Emânet, peygamberlerin kudsî görevlerini yerine getirmek hususunda ve her konuda emin ve güvenilir olmalaridir. Bütün peygamberler son derece emin, güvenilen dürüst ve seçkin sahsiyetlerdir. Onlardan asla her hangi bir hiyânet meydana gelmez. Çünkü, Allah Teâlâ, ilâhî vahyini, peygamberlik seref ve vazifesini hainlere degil, ancak her bakimdan emin olan sâdik kullarina verir. Peygamberlerini bu gibi emin, sâdik ve dürüst kullari arasindan seçer. Süphe yok ki Allah (c.c) peygamberlik derecesine kirnin daha lâyik oldugunu en iyi bilendir.

 

 

 

 

 

 

Peygamberlere iman

  Imam-i Matûridi (rha): "Biz Allahû Teâla (cc)'yi inkâr eden bir kimse ile; Allahû Teâla (cc)'nin varligini ispat etme hususunda münazara ederiz. Zira Allahû Teâla (cc)'nin; peygamberlerini göndermesi hususunda münazarada bulunmanin mümkün olmasi; ancak o kimsenin Allahû Teâla (cc)'ya iman etmesinden sonradir. Bununla beraber her iki hususun ayni anda münazara konusu yapilmasi, peygamberlerin mucizeleriyle mümkün olur."(87) hükmünü zikretmektedir.
160 Allahû Teâla (cc)'nin emir ve nehiylerinde, insanlar için büyük hikmetler vardir. Surasi muhakkaktir ki insan; en güzel bir biçim ve surette yaratilmis, yerde ve gökte olan bütün nimetler emrine verilmistir. Isin ilginç yönü; bütün bu nimetler daha önce kazandiklarinin karsiligi veya yaptiklari isin mükâfati degildir. Öyle ise; bütün bu nimetler, birer imtihan aracidir. Iste Peygamberler; Allahû Teâla (cc)'nin hükümlerini (Seriatini) insanlara teblig etmek için yani insanlar içerisinden seçip görevlendirdigi kimselerdir. Bunlara Peygamber, nebi ve resûl denir. Hz. Adem (as)'den itibaren bütün peygamberler insanlari; Allahû Teâla (cc)'ya iman ve ibadet etmeye davet etmislerdir. Kur'an-i Kerim'de "Andolsun ki biz her kavme "Allah'a ibadet edin, Tagut'a kulluk etmekten kaçinin" diye (tebligat yapmasi için) bir peygamber göndermisizdir"(88) buyurulmaktadir.
161 Mekke müsrikleri, Resûl-i Ekrem (sav)'in peygamberligini inkâr ederken "Allah peygamber olarak bir insan mi gönderdi" diyerek; insanin, insan olan bir peygambere itaatini kerih bulmuslardir. Bunun üzerine Kur'an-i Kerim'de: "De ki; eger yeryüzünde (insanlar gibi) sakin sakin yürüyen melekler olsaydi biz ancak onlara gökten melek bir peygamber gönderirdik"(89) buyurulmustur. Esasen her kavme kendi dilini konusan bir peygamber gönderilmesi, Allahû Teâla (cc)'nin büyük bir lütfûdur. Bazi peygamberler sadece kendi kavimlerine, bazilari da bütün insanliga gönderilmistir.
162 Kur'an-i Kerim'de: "Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmistir ki, sizin sikintiya ugramaniz ona çok agir ve güç gelir. Üstünüze çok düskündür. Mü'minleri cidden esirgeyicidir, bagislayicidir o." buyurulmaktadir.(90) Bu Ayet-i Kerime'den de anlasilacagi üzere, insanlara peygamber gönderilmesinin sebeblerinden birisi de onlarin içinde bulunduklari sikintilari gidermek, kendilerini dünya ve ahirette kurtulacaklari yola irsad etmektir. Esasen bütün peygamberler; Allahû Teâla (cc)'nin emir ve nehiylerini teblig ederken, dünyevi hiçbir karsilik beklemediklerini açik açik beyan etmislerdir. Nureddin Es Sabûni: "Peygamber gönderilmesindeki hikmeti" izah ederken sunlari kaydediyor: "O halde hikmet onu gerektirmistir ki yüce Allah (cc) peygamber göndersin. Bu peygamber, O'nun (Allah'in) kullarina, ahirette kendileri için neler hazirladigini ve dünyaya neler yaratip tevdi ettigini haber versin; dirliklerini (huzur ve sükûnlarini) temin eden seyleri emretsin, mahvolmalarina sebeb olacak seyleri de yasaklasin.(91) "Ta ki, mahvolmak isteyen kimse bilerek mahvolsun, dirlik bulmak isteyen kimse de bilerek dirlik bulsun."(92)
163 Kur'an-i Kerim'de "(Biz) Peygamberler(i rahmet) müjdecileri ve azab habercileri olarak gönderdik. Ta ki peygamberlerden sonra insanlarin Allah'a karsi (bizi imana çagiran olmadi diye) bir bahaneleri (mazeretleri) olmasin. Allah mutlak galibtir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir."(93) buyurulmaktadir. Hz. Adem (as)'den, Hatemü'l Enbiya Resûl-i Ekrem (sav)'e kadar bütün peygamberler insanlari tevhid'e davet etmisler, bunun için de hiç kimseden dünyevi bir ücret talep etmemislerdir. Sadrüddin Taftazani bu konu ile ilgili olarak sunlari kaydediyor: "Allahû Teâla (cc) dünya ve din isleriyle ilgili olarak ihtiyaç duyduklari hususlari açiklasinlar diye insanlara peygamberler göndermistir."(94)
164 Allahû Teâla (cc); insanlarin kalplerini mutmain kilmak ve süphelerini gidermek için, nübüvvetle görevlendirdigi kimseleri mucizelerle teyid buyurmustur. Mucize (A-C-Z) kökünden türetilmis bir kelime olup, "aciz birakmak" demektir. Istilâhi manasi: "Münkirlere meydan okudugu sirada nübüvvet iddia eden kimsenin elinde, adetûllaha aykiri (tabiat kanunlarina taban tabana zid) bir hadisenin vûku bulmasidir.(95) Nübüvvet davasindan çok önce veya çok sonra meydana gelmez. Zira ortada nübüvvet davasi sözkonusu olmadan; tasdikten bahsetmek mümkün degildir. Kur'an-i Kerim'de; mucizeler peygamberlerin dogrulugunu isbat eden deliller oldugu için "Ayet, beyyine ve bürhan" olarak anilmistir: "Semûd (kavmine) de kardesleri Salih'i (gönderdik). De ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan baska hiçbir ilahiniz yoktur. Size Rabbinizden apaçik mu'cize (beyyinetün) gelmistir. Iste size bir alamet (ayetten) olmak üzere Allah'in su disi devesi!.. Onu (kendi halinde) birakin. Allah'in arzinda otlasin. Ona bir fenalikla dokunmayin Sonra sizi acikli bir azab yakalar."(96)
"... Meryem'in oglu Isa'ya da beyyineler (gayet açik bürhanlar, mucizeler) verdik ve O'nu Ruuh'ül kuds ile destekledik..."(97)
"Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd, Semûd kavm(ler)inin, Ibrahim kavminin, Medyen sahiblerinin, mü'tefikelerin haberi de gelmedi mi? Peygamberleri onlara apaçik mucizeler (beyyinat) getirmistir. (Inanmadiklari için tamamen helak oldular.) Demek ki Allah onlara zulmediyor degildi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardi."(98)
"Elini yakanin içine sok. Afetsiz bembeyaz olarak çikacaktir o. Korkudan (kanat gibi açilan) ellerini kendine (birbirine) kavustur (korkma). Iste bu iki mu'cize, Fir'avn'a ve cemaatine Rabbinden iki bürhandir."(99)
165 Nübüvvet iddiasinda bulunan kimselerin elinde; Allahû Teâla (cc)'nin lütfû ile gerçeklesen Mu'cize; bütün insanlari aciz birakacak nitelikte olmak zorundadir. Ta ki bütün insanlar; o kimsenin nübüvvetini tasdik hususunda hiçbir süpheye kapilmasinlar, veya tasdik etmezlerse ellerinde hiçbir hüccet kalmasin.
166 "Resûl" ve "Nebi" kelimeleri üzerinde kisaca duralim. "Risâlet" göndermek manasina olan "Irsal" den isimlidir. "Er Resûl" mübalaga sigasidir. Çok defa gönderilmis veya elçilik görevi uzadigindan, gidip-gelip görüsmesi defalarca vûku bulmus manasina gelir. Resûl; kendisini gönderenin devamli haberlerini bekleyen ve alan demektir.(100) "Nebi", haber manasina gelen "En-Nebe" kökünden türemistir. Haber veren manasina gelir. Islâmi istilâh'ta; "Allahû Teâla (cc)'nin kendisine vahyettigi ve teblige memur kildigi kimseye nebi denir" tarifi esas alinmistir.(101) Resûl ile nebi arasinda; Allahû Teâla (cc)'nin vahyine muhatab olma noktasinda bir fark yoktur. Ancak önemli fark suradadir: Resûl; Allahû Teâla (cc)'nin kendisine vahyederek teblige memur kildigi, kendisine kitab ve yeni bir seriat verdigi kimsedir.(102) "Nebi" ise Allahû Teâla (cc)'nin kendisine vahyettiginden insanlari haberdar eden, fakat kendisinden önceki bir Resûlün seriati ile amel eden ve insanlara bunu izah edendir. Muayyen mevzularda kendisine hususi haberler de vahyedilir.
167 Kur'an-i Kerim'de: "Öyle peygamberler (gönderdik ki) kissalarini hakikat önceden sana bildirdik. (Yine) Öyle peygamberler (gönderdik ki) sana onlarin kissalarini haber vermedik"(103) buyurulmaktadir. Dolayisiyla Kur'an-i Kerim'de ismi zikredilsin veya zikredilmesin bütün peygamberlere iman etmek farzdir. Ancak Kur'an-i Kerim'de ismi zikredilen peygamberlerden herhangi birisini inkâr (Vahyi inkar olacagi için) insani küfre sürükler. Zira Kur'an-i Kerim'in herhangi bir Ayet-i Kerimesi'ni inkâr etmek, tamamini inkâr etmek hükmündedir. Kur'an-i Kerim'de ismi zikredilen peygamberler sunlardir: Hz. Adem (as), Hz. Idris (as), Hz. Nuh (as), Hz. Hûd (as), Hz. Salih (as), Hz. Ibrahim (as), Hz. Lût (as), Hz. Ismail (as), Hz. Ishak (as), Hz. Yakûb (as), Hz. Yusuf (as), Hz. Eyyüb (as), Hz. Suayb (as), Hz. Musa (as), Hz. Harun (as), Hz. Davûd (as), Hz. Süleyman (as), Hz. Ilyas (as), Hz. Elyasa (as), Hz. Zülkifl (as), Hz. Yunus (as), Hz. Zekeriya (as), Hz. Yahya (as), Hz. Isa (as) ve Hatemü'l Enbiya Hz. Muhammed (sav)'dir. Bunlarin disinda Kur'an-i Kerim'de zikredilen Zülkarneyn, Üzeyr ve Lokman hususunda; "Nebi" mi, yoksa "Veli" mi oldugu noktasinda ihtilaf vardir. Bunlarin da tevhid mücadelesinde büyük görevler yüklendigi asikârdir. Mü'minler; Allahû Teâla (cc)'nin kitabinda zikrettigi bu kimselerin tamamina (Herhangi bir ayirim yapmadan) inanirlar. Zira Islâm dini, Hz. Adem (as)'le birlikte baslamistir

                                                          

                                                                                                                         www.islaminesriyat.com

Yorum Yaz