Iraktan Mektup - CENNET KILIÇLARIN (SİLAHLARIN) GÖLGESİNDEDİR.(HADİS-İ ŞERİF) - Blogcu



CENNET KILIÇLARIN (SİLAHLARIN) GÖLGESİNDEDİR.(HADİS-İ ŞERİF)

• 1/6/2007 - Iraktan Mektup

Kategori: cihad

Amerikan askerleri bir kadına kocasının gözleri önünde tecavüz ettiler"

Amerikan askerleri tarafından bir gece ansızın götürüldüğü Ebu Ğıreyb'de üç ay kalan Bağdatlı İmtisal, askerlerin kadın mahkumları basından gizlemek için çaylarına uyku ilacı dahi koyduğunu söylüyor. İspanyol askerlerin Amerikan askerlerine göre çok insancıl olduğunu ifade eden İmtisal, Ebu Ğıreyb'de elleri buz kalıpları içinde bekletilen, kocasının gözleri önünde tecavüze uğrayan, işkenceden felç geçiren ve vücudu şişlerle dağlanan Iraklı kadınların bulunduğunu belirtiyor.



Amerikan yönetimi, Irak'taki Ebu Ğıreyb Cezaevi'ndeki işkencenin sembolü kadın asker Lynndie England'ı yargılamaya başlarken Zaman, yaşananları, aynı hapishanede işkenceye şahit olan Iraklı kadın İmtisal El Hüseyni'den dinledi.

Amerikan askerleri tarafından bir gece ansızın götürüldüğü Ebu Ğıreyb'de üç ay kalan Bağdatlı İmtisal, askerlerin kadın mahkumları basından gizlemek için çaylarına uyku ilacı dahi koyduğunu söylüyor. İspanyol askerlerin Amerikan askerlerine göre çok insancıl olduğunu ifade eden İmtisal, Ebu Ğıreyb'de elleri buz kalıpları içinde bekletilen, kocasının gözleri önünde tecavüze uğrayan, işkenceden felç geçiren ve vücudu şişlerle dağlanan Iraklı kadınların bulunduğunu belirtiyor. 45 yaşındaki İmtisal, direnişçilere yardım ettikleri için tutuklanan Iraklı kadınların, Felluce'deki direnişçilerin ‘kadınları bırakırsanız çatışmayı keseriz' şartı ve Iraklı aşiret liderlerinin çağrısı üzerine serbest kaldığını anlatıyor. İmtisal, serbest bırakıldıktan sonra evine Amerikan aracıyla gitmeyi reddettiği için dört günlük çadır cezasına çarptırılmış. İmtisal'in ABD aracıyla evine gitmemesi de durumu değiştirmemiş. "Çıktığım günden beri komşularım, akrabalarım hatta kız kardeşim bile kapımı çalmadı. Bizim buralarda cezaevine düşen kadının kötü yola düştüğüne inanır herkes." diyen İmtisal, 3 aylık Ebu Ğıreyb işkencesinin devamını artık dışarıda yaşıyor.

Komşularından çekindiği için bizi evine kabul etmek istemeyen İmtisal ile bir zamanlar Bağdat'ın en güzel caddesi olan Ebu Navas üzerindeki Cihan Haber Ajansı bürosunda konuşuyoruz. Bir apartmanın son katında dört oğlu ve üç kızıyla kalan İmtisal, 26 Şubat gecesi gürültüyle uyanıp odanın ortasında 21 Amerikan askerini gördüğü anın dehşetini yeniden yaşıyor. Askerler, önce büyük oğlunun sonra da İmtisal'in başına bir çuval geçiriyor ve her ikisinin de elini arkadan bağlayarak evden çıkarıyor. Oğlu serbest bırakılıyor; ancak İmtisal tam üç ay sonra dönebiliyor evine. Ebu Ğıreyb'e götürülmeden önce bir zamanlar Saddam'a ait olan Sücud Sarayı'nda iki saat bekletilen, ardından Bağdat Havaalanı'nda altı gün boyunca sorguya çekilen İmtisal El Hüseyni, "Genç bir bayan asker ifademi aldı. Tercüman Iraklı bir Hıristiyan kadındı. Direnişçilere yardım ettiğim için tutuklandığım söylendi. İtirazım işe yaramadı." diyor. İmtisal, para karşılığı Amerikalılara casusluk yapan komşusunun ihbar ettiğinden kuşkulanıyor. Ebu Ğıreyb'in üst katında kadınların ve çocukların, alt katında ise erkeklerin kaldığını söyleyen İmtisal, "İspanyol askerleri nöbet tutuyorsa kendi aramızda sohbet edebiliyorduk. Ancak Amerikan askerlerinin buna bile tahammülü yoktu. Konuşanı ‘son hücre' diye bilinen odaya atıyorlardı. Oraya yemek getirilmiyordu ve hasta olsanız bile doktor çağrılmıyordu.'' diyor. Erkek askerlerin kadın askerlerden daha iyi davrandığı tespitini yapan İmtisal, koğuşun en sonunda yer aldığı için ‘son hücre' diye anılan odaya iki defa atılmış; ikisinde de çocuklara yemek vermesini bahane etmişler. Ebu Ğıreyb mağduru kadın, "On sekiz yaşın altındaki erkek çocukların ellerini bağlıyor, ayaklarına ağır zincirler takıyor ve bu şekilde deterjan çuvallarını taşımalarını istiyorlardı. Çocuklar yavaş hareket ettikçe ‘hızlı yürü!' diye bağırıyor, onların bu haliyle eğleniyorlardı." ifadesini kullanıyor.

Kadını, Dicle'nin üzerinde sallandırdılar

İmtisal, şahit olduğu işkenceleri şöyle anlatıyor: "Saddam'ın hizmetinde çalışan Sabah Mirza'nın karısını içeri almışlardı. Kocası Bağdat düşmeden önce emekliye ayrılmış, sonra da vefat etmişti. Buna rağmen karısının ellerini buz kalıpları içinde saatlerce beklettiler. Başka bir kadın da işkence gördüğü için felç geçirmişti. Amerikan askerlerinin saçlarını ellerine dolayarak çektiklerini anlatmıştı. El Azamiye Sarayı'nda tecavüze uğrayan iki kadınla daha konuştum. Kadınlar tecavüze uğramakla kalmayıp şişlerle dağlanmışlar. Vücutlarındaki izleri gördüm. Onlardan biri, vincin ucuna asılarak saatlerce Dicle Nehri üzerinde asılı tutuldu." İmtisal'in şahit olduğu en dramatik olay, komşularından bir kadının kocasının gözü önünde tecavüze uğraması olmuş: “Kocasının sesini duyuyordum, ‘Yapmayın, bu benim şerefim.' diye bağırıyordu.''

İşkence fotoğraflarının yayınlanmasının ardından Ebu Ğıreyb'e yabancı gazetecilerin geldiğini; ancak kadınlara ‘sakın sesinizi çıkarmayın' uyarısı yapıldığını söylüyor. “O gün çayımıza uyku ilacı kattılar; çünkü çay içen kadınlar uyumaya başladı. Gazeteciler, aşağıda erkeklerin yattığı katta duruyordu. ‘İçinizde Iraklı gazeteci var mı?' diye bağırdım. Biri ‘Biz seni duyuyoruz, ne söylemek istiyorsan söyle.' dedi. Ben de 'Bize yardım edin!' diye bağırdım." diyen İmtisal, daha sonra güneşin altındaki bir çadırda beş gün bekletilmiş.

ZAMAN

Halkıma, Ramadinin, Halidiyenin ve Fellucenin insanlarına; erdem ve onurlarını kaybetmeyen tüm dünyadaki insanlara... Bu size, Amerikan-siyonist hapishanesi Ebu Garibten kardeşiniz Nurun mektubudur. İnanın buradaki aşağılanmayı, sefaleti ve haysiyetsizliği size nasıl anlatacağımı, kelimelere nasıl dökeceğimi bilemiyorum. Siz sıcak evlerinizde karınlarınızı doyurup sevdiklerinizle bir arada otururken bizim maruz kaldığımız aşağılanma ve çektiğimiz açlığı, sizler su içerken çektiğimiz susuzluğu, sizler derin uykuda iken Amerikalıların bize yaşattığı uykusuz geceleri, sizler giyinikken bizim yaşadığımız çıplaklığı, bizi soyup önlerinde sıraya dizmelerini nasıl anlatabilir, nasıl kelimelere dökebilirim... Halkıma, Ramadinin, Halidiyenin ve Fellucenin insanlarına; erdem ve onurlarını kaybetmeyen tüm dünyadaki insanlara... Bu size, Amerikan-siyonist hapishanesi Ebu Garibten kardeşiniz Nurun mektubudur. İnanın buradaki aşağılanmayı, sefaleti ve haysiyetsizliği size nasıl anlatacağımı, kelimelere nasıl dökeceğimi bilemiyorum. Siz sıcak evlerinizde karınlarınızı doyurup sevdiklerinizle bir arada otururken bizim maruz kaldığımız aşağılanma ve çektiğimiz açlığı, sizler su içerken çektiğimiz susuzluğu, sizler derin uykuda iken Amerikalıların bize yaşattığı uykusuz geceleri, sizler giyinikken bizim yaşadığımız çıplaklığı, bizi soyup önlerinde sıraya dizmelerini nasıl anlatabilir, nasıl kelimelere dökebilirim... Ey kardeşlerim; kamyonlarınızı ve arabalarınızı Amerikan malları taşırken gördüğümüzde kalbimiz sıkışıyor. Çünkü o araçlar benim halkıma ve ülkeme ait. Yüreğim kan ağlayarak şöyle diyorum: Allahım! Benim insanlarım, haysiyetlerini ve şereflerini bir avuç Amerikan Dolarına satmış. Yaşadıklarımızı ve kirletilen onurumuzu düşündükçe gözlerimden yaşlar boşanıyor. Ey kardeşlerim; Amerikalıların elinde ne ızdıraplar çektiğimizi, neler acılar yaşadığımızı, Allah aşkına, nasıl anlatıp nasıl kelimelere dökeyim. Kardeşlerim; Allaha yemin ederim ki, yaşadıklarımızı dile getirmekten acizim. Bundan ar ediyorum. Ama yine de kelimelere sığınarak size olanları anlatacağım. Amerikalıların bizlere yaptığı haysiyetsizlikleri, çektirdiği eziyeti, işkenceyi ve aşağılanmaları elimden geldiğince anlatacağım... Hayvani zevklerinin aracı olmadığımızda, kendimizi şehvetlerine teslim etmediğimizde bizi nasıl öldüresiye dövdüklerini ifade etmeme izin verin... Siz ey bizim dini liderlerimiz olarak ortalarda tozup gezenler! Amerikalıların bize reva gördüğü bu cinsel ve hayvani eziyetler karşısında hâlâ nasıl oluyor da açık alınla ortalarda görünebiliyorsunuz? Peygamber Efendimizin en değerli hazineniz buyurduğu haysiyet ve şerefinizi çiğnetmekten pek sıkılmış gibi görünmüyorsunuz. Bizi ve kendinizi birkaç dolar kırıntısı karşılığında pazarlardaki köleler gibi Amerikalılara ve Siyonistlere mi sattınız? Haysiyet ve şerefinizi ne çabuk kaybettiniz? Allahın bizi sizlere bir emanet olarak verdiğini ne çabuk unuttunuz? Hani bizleri koruyacak, besleyecek ve namusumuzu asla çiğnetmeyecektiniz? Ne oldu size, verdiğiniz söze?



Amerikalılar, Ebu Garibte namusunuzu her gün ayaklar altına alıyor. Mektubumu okuyanları, Allah adına, Ebu Garib Hapishanesindeki vahşiliklere dur demeye çağırıyorum. Buradaki insanlığa sığmayan işkenceleri durdurmak için sesinizi yükseltmeye davet ediyorum. Burada yapılanlar, Siyonistlerin hapishanelerde Filistinli gençlere ve kadınlara yaptıklarından daha berbat. Orada fiziki işkence yapıyorlardı. Oysa burada her gün ırzımıza geçiyorlar. Vahşi, kana susamış hayvanlar gibi bedenlerimize saldırıyorlar. Avazımız çıktığı kadar çığlıklar atıyoruz ama kimsenin bizi duyduğu yok! Eğer kalbinizde, ruhunuzda bir zerre insanlık, haysiyet, onur ve şeref varsa, birleşin ve bu hapishaneye saldırın. Gelin ve kurtarın bizi! Elinize geçen bütün silahlarla bu hapishaneye saldırın! Hem onları hem de bizleri öldürün!!! Biz çoktan ölüme razıyız. Burayı yerle bir edin! Hepimizin karnında onların piçleri var! Çoğumuz hamileyiz! Biz dünden ölüme razıyız! Size yalvarıyoruz; gelin ve kurtarın bizleri! Size, ailelerimize ve ülkemize daha fazla utanç vermemek için ölmek istiyoruz! Bizi öldürün! Size yalvarıyorum; Allah için bizleri, Amerikalıları ve onların piçlerini öldürün! Allah rızası için! Size yalvarıyoruz.... Bacınız Nur. (10 Nisan 2004 )

IRAK'TA BEYAZ LALE DRAMI

İnsanın insanlıktan çıktığı o dehşet anının resmi ile ilk olarak Ömer Seyfettin'in Beyaz Lale adlı öyküsünde karşılaşmıştım. Balkan Savaşı sonrası bölgeden çekilen Osmanlı askerinin yerine şehre inen Bulgar komitacıların yaptıkları zulmün tüyleri diken diken eden bu tasviri, çocuk aklımda derin izler bırakmıştı. Canlı canlı yakılmadan önce üst üste yığdıkları çıplak kadınlara tecavüz eden gözü dönmüş komitacıların, vahşetten tat alırcasına birbirine yaptıkları espri ve şakalar, bilinçaltıma yerleşmiş olan tüm tasnifleri yerle bir etmişti. Titreyen ellerimde artık sayfaları çevirecek dermanın kalmadığını hatırlıyorum. Öyle ya, "iyi" olarak sınıflandırdığım neşe ve kahkaha ile "kötü"yü tasvir eden eziyet ve acı aynı anda, aynı kişilerce nasıl yaşanabilir, nasıl bir araya getirebilirdi? İşkence, zulüm ve terörden habersiz değildim. Ama işkencecinin, zalimin ve teröristin suratında cehennemin kara ve soğuk damgasını taşıdığını, hayatında iyiliği tatmadığını sanırdım.

Öldürürken gülebilen, eziyet çektirirken kahkaha atabilenlerin gerçekten de var olduğunu çok sonraları öğrendim. Bunlara "hasta ruhlu" deniyordu. Suç işlemekten, başka insanları ezmekten zevk alıyorlardı. İnsan değillerdi belki, ama hayvan da olamazlardı. Ancak insanoğlu bu imkânı taşıyordu bünyesinde. Ancak insanoğlu, hemcinsinin temel haklarına tecavüz ederken, suç işlerken, kendi koyduğu kuralları çiğnerken bundan haz alabilirdi. Ancak insanoğlu, bunu yaparken kendini tanrı sanabilirdi.

Hafta sonu dünya kamuoyuna yansıyan iğrenç fotoğraflarla karşılaştığımda, bir anda Beyaz Lale aklıma geldi. İffetini ve aklığını, kendi yakın çevresinden bile saklayan ve sakınan bir narin çiçeğin kahkahalarla ayaklar altında çiğnendiği sahneyi yeniden yaşadım. Kafalarına yeşil çuval geçirilmiş çıplak bedenler üst üste tepeleme yığılmış. Bacaklar ve kollar birbirine karışmış. Bu bedenler Müslüman erkeklere ait. Müslüman. Namaz kılan, bu yüzden günde beş vakit nurla yıkanan bedenler. Müslüman. Kendi eşi dışında bırakın başka kadına, başka bir erkeğe bile değmemiş, dokunmamış.

Çıplak Müslüman erkekler. Üst üste tepelenmiş. Başlarında çuval. Yaşıyor mu, bayılmış mı, bilen yok.

Çıplak Müslüman erkekler. Üst üste tepelenmiş. Arkalarında bir kadın. Eğilmiş. Kolları, insan bedeninden oluşan tepenin içine girmiş sanki. Suratı gözüküyor. Daha da geride bıyıklı ve gözlüklü bir erkek asker. Kollarını kavuşturmuş. Bir avcı edasıyla poz veriyor.

İki asker. Biri erkek, biri kadın. İkisi de "hasta ruhlu". İkisi de poz vermiş. İkisi de sırıtıyor.

Bu fotoğrafı unutmayın. Bu fotoğraf silinmemeli hafızanızdan. Bu fotoğraf bir istisna değil, kural. Irak'ta insanlık dışı bir sindirme operasyonunun bilinçli bir şekilde izlendiğinin delili. İşkencenin bilinçli ve "yukarıdakilerin" izni ile yapıldığının ispatı. Hasta ruhlu insanlar ithal ediliyor bunun için. Aralarında kadın - erkek ayrımı yok. Muhtemelen kurbanlarını seçerken de böyle bir ayrımı gözetmiyorlar. Bunlar, yöntemlerini komutanlarının izni dâhilinde yaptıkları için, güvende hissediyor kendilerini. Suratlarında "yukarıdan" aldıkları o güvencenin rahatlığı okunuyor. Güle oynaya işkence ediyorlar. Üstelik bir de poz veriyorlar kameralara. O anı ölümsüzleştirmek için.

Zulüm, baskı, işkence ve kahkaha. Hepsi bir arada. Şer portresini tamamlamak için sadece "yukarıdakileri" de dâhil edin bu resme.

Zulüm, baskı ve işkence. Büyük Ortadoğu Projesi gibi şatafatlı isimlerle yerküreye adını kazıtmak isteyen yeni dünya düzeni mühendislerinin, eski düzeni yıkmak için yaptıkları ilk icraat.

Zulüm ve baskı. Dünya tarihinde gücü kaybedenlerin yegâne silahları.

Zulüm. Dünya tarihi bugüne kadar zulüm üzerine bir medeniyet inşa edildiğini yazmış değildir.

"Yeryüzünde gezip de bakmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin akıbetleri nice olmuştur? Onlar bunlardan çok daha kuvvetli idiler. Onlara ayetlerimizle bir peygamber geldiğinde, onlar bunların imar ettiğinin çok daha fazlasını yıkmış ve imar etmiş idiler. Allah onlara zulmetmedi. Onlar kendilerine zulmettiler." (Rum Suresi / 9) 
                                                                                      www.bakhadi.sayfasi.com

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

KUR'AN VE SÜNNET IŞIĞINDA KURTULUŞA GİDEN YOL

Son yazılar

SAHABELER
FAİZ (RİBA)
Kuran'da ismi Gecen Peygamberlerin Hayati
BÜYÜK GÜNAHLAR
EN BÜYÜK GÜNAHLAR
günahlar
SİHİR-BÜYÜ
HZ. MUHAMMED'İN HAYATI
40 HADİS-İ ŞERİF
HAK DİNİ KU'RAN DİLİ (TEFSİR)
Zina yapmak isteyen genç
“Eli kurusun, kurudu da…”
CENNET VE CEHENNEM
İMAM CAFER ES SADIK
İSLAM İNANÇ VE HAYAT DÜZENİDİR.
MÜMİNLERİN ANNESİ ZEYNEP BİN CAHŞ (R.A.)
ÇAĞIMIZIN MÜSLÜMAN KADINDAN BEKLENTİSİ
Namaz kılmak en doğal haktır ve suç gibi gösterilemez
En Şiddetli Belalar Peygamberlere Gelmiştir
Yaratılan Her Şey Allaha Aynadır
KUR’AN’DA ÖNGÖRÜLEN İNSAN/MÜSLÜMAN MODELİ
CİHAD KAVRAMI VE CİHADIN ÇEŞİTLERİ
amel-i salih (salih amel)
Hadislerle Gıybet
Müslümanların Bu Çağdaki Sorumluluğu

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Kategoriler

Arkadaşlar

settarkulu
rerays
ravzagulu
hakikatburada
Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Son Sayfa | Sonraki Sayfa