Hadis-i Şeriflerde cihad
Cihadın farziyeti, âyet-i kerimelerin yanı sıra Sünnet ile dahi sabittir. Nümune olarak cihadla ilgili birkaç Hadis-i Şerif zikredelim:
İmam-ı Müslim şöyle tahriç ediyor: Resûl-i Ekrem (asm) ferman buyurmuştur ki: “Kim Allah yolunda bizzat cihad etmeden veya cihad niyeti taşımadan ölürse, nifaktan bir şu’be üzerine ölmüştür.”
Yine bir Hadiste Resûl-i Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur: “Allah, beni Peygamber olarak gönderdiği zamandan beri cihad ümmetime farz kılınmıştır. Ta ümmetimin son kısmı, Deccal ile savaşıncaya kadar bu cihadın farziyeti devam edecektir.” (Fethu’l Kadir, c:5, s:189; El Muğni, c:8, s: 34; Mevsuatü’l Fıkhiyye, c:16, s:125)
Hz. Ebu Hüreyre (ra)’dan rivayet edilen bir başka Hadiste de Resul-i Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur: “Ben insanlarla Kelime-i Tevhid olan ‘La ilâhe illallah Muhammedun Resulullah’ı ikrar edip ve ifade ettiği ma’nayı (yani, altı erkân-ı imaniyye ve beş esâsat-ı İslâmiyeyi) tasdik edinceye, farz olan namazı eda ve mallarının vacib olan zekatını verinceye kadar mukatele etmekle (savaşmakla) emrolundum. Eğer kelime-i tevhidi ikrar edip ve ifade ettiği ma’nayı tasdik ederlerse ve farz olan namazı eda edip mallarının vacib olan zekatını verirlerse mallarını ve nefislerini emniyete almış olurlar (Hukuk-ı Şer’iyenin icab ettiği hadler, kısaslar ve malî hukuk müstesna). Onların gizli hallerinin hesabı ise Allah’a aittir.” (Muhtaru’l Ehadisi’n Nebeviye, s:27)
“Ben kıyametten evvel kılınç ile (yani cihada me’mur olarak) gönderildim. Ta ki, Şeriki olmayan ve bir olan Allahu Azimüşşan’a ibadet edilsin. Rızkım mızrağımın gölgesi altında kılındı. Zillet ve alçaklık, emrime muhalefet edenedir. Kim ki, bir kavme teşebbüh ederse (kalben örf ve âdetlerine ve ahkamlarına amelen taraftar olursa, tasdik ederse) o da onlardandır.” (Müsned İbn-i Hanbel, c:2, s:50-92; Buharî, c:3, s:1067)
Enes İbn Malik’in rivayet ettiği bir Hadiste de Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:
“Müşrikler ile, mallarınız ve nefislerinizle mücahede ediniz.” (Ebu davud, El Cihadu Fi Sebilillah- c:1, s:58)
Cihadın farziyeti, Kitap (yani Kur’an-ı Kerim), Sünnet ile sabit olduğu gibi, İcma-i Ümmet ile dahi sabittir. Sahabe, Tabiin ve Tebe-i Tabiin, umum müctehidin ve ulemâ-i İslam ittifaken demişlerdir ki: “Her sene en az bir defa cihadın i’lan edilmesi, terk edilmemesi lazımdır. Cihadın her sene ilan edilmesi Müslümanlara farz-ı kifayedir. Şunun bilinmesi lazımdır ki, farz-ı kifayeden murad, cihad eden taife düşmana karşı kafi derecede güç ve kuvvete sahip ise, diğer Müslümanlardan farziyet sakıt olur. Yoksa düşmana gücü kafi gelmeyen bir taifenin, yeryüzünün herhangi bir yerinde mücerred cihad için kıyamı, diğer Müslümanlardan farziyeti iskat eder demek değildir. Eğer o taifenin gücü kafi değilse onlara yardım etmek diğer Müslümanlara da farz olur. (El Cihadu Fi Sebilillah, c:1/ 63; Mevsuatü’l Fıkhiyye, c:16 S.126; İbn-i Abidin, c:3, s:218; Ed-Dusuki c:2 s:173)
BURHAN BOZGEYİK
|