CENNET KILIÇLARIN (SİLAHLARIN) GÖLGESİNDEDİR.(HADİS-İ ŞERİF)
• 4/6/2007 - CİHAD KAVRAMI VE CİHADIN ÇEŞİTLERİ
I. KONUNUN PLÂNI A-Cihad kavramı ve Tanımı B-Cihad’ın Çeşitleri ve Vasıtaları 1.Nefse Karşı Cihad 2 Şeytana Karşı Cihad 3.Düşmana Karşı Cihad 4.Sözle yapılan cihâd 5.Malla Yapılan Cihad 6.Canla Yapılan Cihad 7.İlimle Yapılan Cihad D-Cihadla Kıtal Arasındaki Fark E- Cihad- Tebliğ ilişkisi F-Değelendirme Ve Sonuç II. KONUNUN AÇILIMI VE İŞLENİŞİ Konuya cihad kavramı açıklanarak başlanır. Daha sonra ilgili âyet ve hadislerle cihadın çeşitleri anlatılır. Bu arada cihad ile kıtal kavramları arasındaki önemli farka değinilir. Vaazın akışı içerisinde günümüz açısından cihadın en önemli şeklinin, İslam’ın yaşanması, yaşatılması ve insanlara doğru bir şekilde ulaştırılıp öğretilmesi olduğunun özellikle altı çizilir.. Vaazın sonuna doğru genel bir değerlendirme yapılarak konunun anlatımı tamamlanır. III. KONUNUN ÖZET SUNUMU Sözlükte; gayret etmek, bir işi yapabilmek için bütün imkanları kullanmak anlamına gelen “cihâd” kavramı; Kur’ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde; dini öğrenmeyi, öğretmeği, dini tebliğ etmeyi, dinin emir ve yasaklarına uymayı, haram ve günahlara karşı nefis ile mücadele etmeyi, İslam’ın bilinmesi, tanınması, yaşanması ve yücelmesi için çalışmayı ifade ettiği gibi, Allah yolunda Müslümanlara savaş açan İslam düşmanlarıyla cihad etmeği de ifade eder. “Allah yolunda hakkıyla cihad edin” âyeti bütün bunları kapsar. İslâm bilginleri cihadı farklı yönleriyle şöyle tanımlamışlardır: Cihad; “Hak dine davet etme faaliyetidir” ; “Şeytana ve nefsin kötü arzularına karşı verilen savaştır” ; “Düşman karşısındaki savunmada bütün gücünü kullanmaktır” ; Allah’a kulluk etmek, Allah ve Resulünün koyduğu ölçüleri insanlara tebliğ etmek, ülkesini her türlü tehlikeye ve saldırıya karşı savunmaktır Kısaca cihad, iman edip sâlih ameller işlemek, İslam'ı öğrenmek ve öğretmek, fitne ve fesadı önlemek, güven ve huzuru sağlamak, İslam toplumunun ve tüm insanlığın yararına olacak bilimsel çalışmalar yapmak, ticari ve ekonomik faaliyetlerde bulunmak, İslâm’ı öğrenmek, yaşamak başkalarına öğretmek, iyiliklerin yayılıp, kötülüklerin ortadan kalkması için çalışmak, nefsi kötülüklerden ve haramlardan alıkoymak, nefsin kötü arzularına ve şeytana karşı mücadele etmek ve gerektiğinde saldırgan düşmana karşı ülkesini, vatanını, maddi ve manevi değerlerini korumaktır. Yukarıda verilen tanımlara dikkat edildiğinde görülecektir ki, İslâm’da cihadın; nefis terbiyesinden, toplumsal görev ve sorumlulukların yerine getirilmesine kadar çok farklı yönleri vardır. Cihadın en son şekli olan savaş ise, ancak zorunlu hallerde başvurulabilecek bir yöntemdir ve Kur’an’da “kıtal” kelimesiyle ifade edilmektedir. Sevgili peygamberimiz: “Ey İnsanlar, düşmanla savaşmak üzere karşı karşıya gelmeyi temenni etmeyiniz. Allah’tan, sizi savaştan korumasını isteyiniz. Düşmanla karşılaşınca da sabrediniz” buyurmuşlardır. Cihâd üç kısma ayrılır: 1) Sözle yapılan cihâd: “kâfirlere boyun eğme ve Kur’an ile onlara karşı büyük cihadda bulun” âyeti bunun delilidir. Kur’an’ı ve ahkâmını öğrenmek, öğretmek ve İslâmı herkese anlatmak bu tür bir cihaddır. 2) Îman edip sâlih ameller işleyerek, kendini günah olan söz, fiil ve davranışlardan alıkoyarak nefis ile cihad: “Kim (nefsiyle) cihâd ederse o ancak kendisi için cihâd etmiş olur.” âyeti bunun delilidir. 3) Mal ve can ile Allah yolunda cihâd: Bu, İslâm’a ve Müslümanlara saldıranlara karşı malı ve canı ile fiilen savaşmak şeklinde olur. “Gerek hafif gerekse ağır (silahlarla) hep birlikte savaşa çıkın. Mallarınızla ve canlarınızla Allah yoluna cihâd edin..” âyeti bunun delilidir. İslâm; savaşı ancak saldırı olunca müdafa olarak meşrû görür. Peygamber (s.a.v) “müşriklerle elinizle ve dillerinizle cihâd edin” , “Mücâhid nefsiyle savaşandır” hadisleriyle sözlü, fiili ve nefisle yapılan cihada işaret etmiştir.
O halde bir Müslüman, dininin emir ve yasaklarını öğrenip ona göre yaşamakla, öğrendiklerini başkalarına öğretmekle, iyiliği emredip kötülükten sakındırmakla, İslâm'ı tebliğe çalışmakla ve gerek nefsine ve gerekse dış düşmanlara karşı mücadele vermekle hep cihad etmiş olmaktadır.
Görüldüğü gibi İslâm, "cihad"ı savaştan ibaret görerek dar kalıplara sıkıştırmamış, sınır ve boyutlarını çok geniş tutmuştur. İlahî gerçekleri insanlara anlatmayı, bu uğurda çile çekmeyi, yeri geldiğinde zalimin yüzüne haksızlığını açıkça dile getirmeyi de cihad saymıştır. Öte yandan ilmen insanlara faydalı olmayı; mal ile Allah'ın dinine destek sağlamayı; hakkı, iyiliği ve güzelliği tavsiye etmeyi İslâm'ın en üstün ibadetlerinin başında gelen cihadın şümûlüne almıştır. Böylece hiç kimsenin bir bahaneyle bu faziletten mahrum kalmamasını sağlamıştır. Cihadla ilgili âyet ve hadislere bakıldığında, cihad kelimesiyle amaçlananın, sadece savaş olmadığı, aksine bunların pek çoğunda cihadla kastedilenin hayatın her safhasıyla ilgili iyilikleri gerçekleştirmek için gayret etme, çalışma ve kötülüklerle mücadele olduğu görülecektir.
Şüphesiz günümüz açısından cihadın en önemli şekli, İslam’ı insanlara doğru bir şekilde ulaştırmaktır. İnanıp inanmamak, kabul edip etmemek kişilerin kendilerinin bileceği bir şeydir. Kur’an-ı Kerim’de tebliğden ve imandan söz eden âyetlerden bu husus apaçık anlaşılmaktadır.
IV. KONU İŞLENİRKEN BAŞVURULABİLECEK BAZI ÂYETLER يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ “Ey peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihat et ve onlara karşı çetin ol...” anlamındaki âyette Peygambere emredilen münafıklarla savaş, "kıtâl" anlamında savaş değildir. Âyetteki cihâd kavramı; münafıklarla hak uğrunda dil ile mücadele etmek, İslam gerçeği ile ilgili delilleri anlatmak, fitne ve fesatlarına engel olmak anlamındadır. Furkân suresinin, فَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَجَاهِدْهُم بِهِ جِهَادًا كَبِيرًا Öyleyse kafirlere itaat etme, onlara karşı Kur’an’la büyük bir cihad yap!” bu âyetinde kâfirlere karşı Kur’an’la büyük bir cihadın yapılmasının emredilmesi , cihadın özellikle fikrî boyutuna vurgu yapmaktadır. Demek ki asıl büyük cihad, fikrî planda yapılacak olan cihaddır. Allah’ın rızasını kazanmak için çalışanlara, ona ulaştıracak yolların gösterileceğini vadeden ayette gösterilen bu çabaların da cihad olarak nitelendirilmesi de çok dikkat çekicidir. Cihâdın "harb, gazâ ve kıtâl" anlamında fiilî bir savaş şeklinde uygulanabilmesi için meşru bir savaşın olması gerekir. Savaş ise ancak saldırı olduğu zaman meşru olur. وَقَاتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ "Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın…" و قاتلوا المشركين كافة كما يقتلونكم كافة "Sizinle top yekun savaştıkları gibi siz de müşriklerle top yekun savaşın" anlamındaki âyetler ve benzerleri bunun delilidir. وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ "Allah uğrunda hakkıyla cihat edin…" anlamındaki âyetlerde geçen "Allah yolunda cihâd" emri, hem İslam düşmanlarıyla meşru bir harp çıktığında savaş araç gereçleriyle fiilen savaşmayı hem İslam'ın hükümlerini bizzat uygulamayı, nefsi kötülüklerden ve haramlardan alıkoymayı, hem de İslam'ın bilinmesi, yücelmesi ve hükümlerinin uygulanması için gösterilen sözlü, ekonomik ve her türlü çabayı ifade eder. Not; Bu konuda geniş bilgi için şu âyetlere de bakılabilir: Bakara, 2/190, 193,208, 218, 244; Nisâ, 4/76,84,90, 95,96,114; Enfâl, 8/39,74,61;Tevbe, 9/ 12, 36,73; Hac, 22/39-40; Hucûrât, 49/9-10; Tahrîm, 66/9; V. KONU İŞLENİRKEN BAŞVURULABİLECEK BAZI HADİSLER
المجاهد من جاهد نفسه "Mücâhid, nefsi ile mücadele eden kimsedir"
جاهدوا المشركين باموالكم و انفسكم و السنتكم "Müşrikler ile mallarınız, canlarınız ve dilleriniz ile cihat edin"
عن عائشة عنها قالت يا رسول الله نرى الجهاد افضل العمل افلا نجاهد قال لكن افضل الجهاد حج مبرور "Hz. Aişe, ey Allah'ın elçisi! Biz amellerin en fazîletlisinin cihat olduğunu görüyoruz. Biz cihat yapmayalım mı? diye sorar. Bunun üzerine Hz. Peygamber, "Cihâdın en fazîletlisi makbul bir hacdır" buyurur. Şu hadis de anne-babaya hizmetin cihat olduğunu ifade etmektedir: عن عبد الله ابن عمرو قال جاء رجل الى النبي يستأذنه في الجهاد فقال الك والدان قال نعم قال ففيهما فجاهد Abdullah ibn Amr anlatıyor: Bir sahâbî Hz. Peygambere geldi ve ondan cihâda (savaşa) katılmak için izin istedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber ona, "Annen-baban var mı" diye sordu, Adamın "evet" demesi üzerine, "Sen onlara hizmet ederek cihâd et" buyurdu. فمن جاهدهم بيده فهو مؤمن و من جاهدهم بلسانه فهو مؤمن و من جاهدهم بقلبه فهو مؤمن و ليس وراء ذالك من الايمان حبة خردل " … Kim, (emredilmedikleri şeyleri yapanlar ve yapmadıkları şeyleri söyleyenler ile) eliyle cihat ederse o mümindir, kim onlarla diliyle cihat ederse mümindir, kim onlarla kalbi ile cihat ederse mümindir, bunun dışında hardal tanesi kadar iman yoktur" anlamındaki hadis İslam'ı tebliğ etmenin, hakkı ve doğruyu söylemenin ve anlatmanın da en büyük cihat olduğunu ifade etmektedir: يا ايها االناس لا تتمنوا لقاء العدوواسألوا الله العافية "Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz, Allah'tan sağlık isteyiniz…" anlamındaki hadis ile barış teşvik edilmektedir, çünkü İslam'da barış, esastır. Savaş; ancak barış, huzur ve güveni sağlamak, fitne, fesat ve zulmü durdurmak; iman ve ibadet etme, dini anlatma, seyahat etme, mülk edinme ve benzeri temel hakların ihlalini; vatana, mala, cana, ırza ve mukaddes değerlere yapılan saldırıları önlemek ve yok etmek için en son çare olarak meşru olur.
امرت ان اقاتل الناس حتى يشهدوا ان لا اله الا الله و ان محمدا عبده و رسوله "Ben, Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammed Allah'ın kulu ve elçisidir diye şahadet edilinceye kadar savaşmakla emrolundum" anlamındaki hadisler ve benzerleri, Müslümanlara hayat hakkı tanımayan, onlara saldıran ve savaş açan müşriklerle ilgilidir. Bu noktada müşriklerle müşrik olmayan fakat aynı konumda olan kafirler arasında da bir fark yoktur. ان المؤمن يجاهد بسيفيه و لسانه "Mümin, kılıcı ve dili ile cihad eder" من قاتل لتكون كلمة الله هي العليا فهو في سبيل الله "Kim Allah'ın kelimesinin yücelmesi için savaşırsa o, Allah yolundadır" جاهدوا المشركين باموالكم و انفسكم و السنتكم "Müşrikler ile mallarınız, canlarınız ve dilleriniz ile cihat edin" Dr.Muhlis Akar |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 1/6/2007 - Iraktan Mektup
Amerikan askerleri bir kadına kocasının gözleri önünde tecavüz ettiler"
Amerikan askerleri tarafından bir gece ansızın götürüldüğü Ebu Ğıreyb'de üç ay kalan Bağdatlı İmtisal, askerlerin kadın mahkumları basından gizlemek için çaylarına uyku ilacı dahi koyduğunu söylüyor. İspanyol askerlerin Amerikan askerlerine göre çok insancıl olduğunu ifade eden İmtisal, Ebu Ğıreyb'de elleri buz kalıpları içinde bekletilen, kocasının gözleri önünde tecavüze uğrayan, işkenceden felç geçiren ve vücudu şişlerle dağlanan Iraklı kadınların bulunduğunu belirtiyor.
Amerikan yönetimi, Irak'taki Ebu Ğıreyb Cezaevi'ndeki işkencenin sembolü kadın asker Lynndie England'ı yargılamaya başlarken Zaman, yaşananları, aynı hapishanede işkenceye şahit olan Iraklı kadın İmtisal El Hüseyni'den dinledi.
Amerikan askerleri tarafından bir gece ansızın götürüldüğü Ebu Ğıreyb'de üç ay kalan Bağdatlı İmtisal, askerlerin kadın mahkumları basından gizlemek için çaylarına uyku ilacı dahi koyduğunu söylüyor. İspanyol askerlerin Amerikan askerlerine göre çok insancıl olduğunu ifade eden İmtisal, Ebu Ğıreyb'de elleri buz kalıpları içinde bekletilen, kocasının gözleri önünde tecavüze uğrayan, işkenceden felç geçiren ve vücudu şişlerle dağlanan Iraklı kadınların bulunduğunu belirtiyor. 45 yaşındaki İmtisal, direnişçilere yardım ettikleri için tutuklanan Iraklı kadınların, Felluce'deki direnişçilerin ‘kadınları bırakırsanız çatışmayı keseriz' şartı ve Iraklı aşiret liderlerinin çağrısı üzerine serbest kaldığını anlatıyor. İmtisal, serbest bırakıldıktan sonra evine Amerikan aracıyla gitmeyi reddettiği için dört günlük çadır cezasına çarptırılmış. İmtisal'in ABD aracıyla evine gitmemesi de durumu değiştirmemiş. "Çıktığım günden beri komşularım, akrabalarım hatta kız kardeşim bile kapımı çalmadı. Bizim buralarda cezaevine düşen kadının kötü yola düştüğüne inanır herkes." diyen İmtisal, 3 aylık Ebu Ğıreyb işkencesinin devamını artık dışarıda yaşıyor.
Komşularından çekindiği için bizi evine kabul etmek istemeyen İmtisal ile bir zamanlar Bağdat'ın en güzel caddesi olan Ebu Navas üzerindeki Cihan Haber Ajansı bürosunda konuşuyoruz. Bir apartmanın son katında dört oğlu ve üç kızıyla kalan İmtisal, 26 Şubat gecesi gürültüyle uyanıp odanın ortasında 21 Amerikan askerini gördüğü anın dehşetini yeniden yaşıyor. Askerler, önce büyük oğlunun sonra da İmtisal'in başına bir çuval geçiriyor ve her ikisinin de elini arkadan bağlayarak evden çıkarıyor. Oğlu serbest bırakılıyor; ancak İmtisal tam üç ay sonra dönebiliyor evine. Ebu Ğıreyb'e götürülmeden önce bir zamanlar Saddam'a ait olan Sücud Sarayı'nda iki saat bekletilen, ardından Bağdat Havaalanı'nda altı gün boyunca sorguya çekilen İmtisal El Hüseyni, "Genç bir bayan asker ifademi aldı. Tercüman Iraklı bir Hıristiyan kadındı. Direnişçilere yardım ettiğim için tutuklandığım söylendi. İtirazım işe yaramadı." diyor. İmtisal, para karşılığı Amerikalılara casusluk yapan komşusunun ihbar ettiğinden kuşkulanıyor. Ebu Ğıreyb'in üst katında kadınların ve çocukların, alt katında ise erkeklerin kaldığını söyleyen İmtisal, "İspanyol askerleri nöbet tutuyorsa kendi aramızda sohbet edebiliyorduk. Ancak Amerikan askerlerinin buna bile tahammülü yoktu. Konuşanı ‘son hücre' diye bilinen odaya atıyorlardı. Oraya yemek getirilmiyordu ve hasta olsanız bile doktor çağrılmıyordu.'' diyor. Erkek askerlerin kadın askerlerden daha iyi davrandığı tespitini yapan İmtisal, koğuşun en sonunda yer aldığı için ‘son hücre' diye anılan odaya iki defa atılmış; ikisinde de çocuklara yemek vermesini bahane etmişler. Ebu Ğıreyb mağduru kadın, "On sekiz yaşın altındaki erkek çocukların ellerini bağlıyor, ayaklarına ağır zincirler takıyor ve bu şekilde deterjan çuvallarını taşımalarını istiyorlardı. Çocuklar yavaş hareket ettikçe ‘hızlı yürü!' diye bağırıyor, onların bu haliyle eğleniyorlardı." ifadesini kullanıyor.
Kadını, Dicle'nin üzerinde sallandırdılar
İmtisal, şahit olduğu işkenceleri şöyle anlatıyor: "Saddam'ın hizmetinde çalışan Sabah Mirza'nın karısını içeri almışlardı. Kocası Bağdat düşmeden önce emekliye ayrılmış, sonra da vefat etmişti. Buna rağmen karısının ellerini buz kalıpları içinde saatlerce beklettiler. Başka bir kadın da işkence gördüğü için felç geçirmişti. Amerikan askerlerinin saçlarını ellerine dolayarak çektiklerini anlatmıştı. El Azamiye Sarayı'nda tecavüze uğrayan iki kadınla daha konuştum. Kadınlar tecavüze uğramakla kalmayıp şişlerle dağlanmışlar. Vücutlarındaki izleri gördüm. Onlardan biri, vincin ucuna asılarak saatlerce Dicle Nehri üzerinde asılı tutuldu." İmtisal'in şahit olduğu en dramatik olay, komşularından bir kadının kocasının gözü önünde tecavüze uğraması olmuş: “Kocasının sesini duyuyordum, ‘Yapmayın, bu benim şerefim.' diye bağırıyordu.''
İşkence fotoğraflarının yayınlanmasının ardından Ebu Ğıreyb'e yabancı gazetecilerin geldiğini; ancak kadınlara ‘sakın sesinizi çıkarmayın' uyarısı yapıldığını söylüyor. “O gün çayımıza uyku ilacı kattılar; çünkü çay içen kadınlar uyumaya başladı. Gazeteciler, aşağıda erkeklerin yattığı katta duruyordu. ‘İçinizde Iraklı gazeteci var mı?' diye bağırdım. Biri ‘Biz seni duyuyoruz, ne söylemek istiyorsan söyle.' dedi. Ben de 'Bize yardım edin!' diye bağırdım." diyen İmtisal, daha sonra güneşin altındaki bir çadırda beş gün bekletilmiş.
ZAMAN
Halkıma, Ramadinin, Halidiyenin ve Fellucenin insanlarına; erdem ve onurlarını kaybetmeyen tüm dünyadaki insanlara... Bu size, Amerikan-siyonist hapishanesi Ebu Garibten kardeşiniz Nurun mektubudur. İnanın buradaki aşağılanmayı, sefaleti ve haysiyetsizliği size nasıl anlatacağımı, kelimelere nasıl dökeceğimi bilemiyorum. Siz sıcak evlerinizde karınlarınızı doyurup sevdiklerinizle bir arada otururken bizim maruz kaldığımız aşağılanma ve çektiğimiz açlığı, sizler su içerken çektiğimiz susuzluğu, sizler derin uykuda iken Amerikalıların bize yaşattığı uykusuz geceleri, sizler giyinikken bizim yaşadığımız çıplaklığı, bizi soyup önlerinde sıraya dizmelerini nasıl anlatabilir, nasıl kelimelere dökebilirim... Halkıma, Ramadinin, Halidiyenin ve Fellucenin insanlarına; erdem ve onurlarını kaybetmeyen tüm dünyadaki insanlara... Bu size, Amerikan-siyonist hapishanesi Ebu Garibten kardeşiniz Nurun mektubudur. İnanın buradaki aşağılanmayı, sefaleti ve haysiyetsizliği size nasıl anlatacağımı, kelimelere nasıl dökeceğimi bilemiyorum. Siz sıcak evlerinizde karınlarınızı doyurup sevdiklerinizle bir arada otururken bizim maruz kaldığımız aşağılanma ve çektiğimiz açlığı, sizler su içerken çektiğimiz susuzluğu, sizler derin uykuda iken Amerikalıların bize yaşattığı uykusuz geceleri, sizler giyinikken bizim yaşadığımız çıplaklığı, bizi soyup önlerinde sıraya dizmelerini nasıl anlatabilir, nasıl kelimelere dökebilirim... Ey kardeşlerim; kamyonlarınızı ve arabalarınızı Amerikan malları taşırken gördüğümüzde kalbimiz sıkışıyor. Çünkü o araçlar benim halkıma ve ülkeme ait. Yüreğim kan ağlayarak şöyle diyorum: Allahım! Benim insanlarım, haysiyetlerini ve şereflerini bir avuç Amerikan Dolarına satmış. Yaşadıklarımızı ve kirletilen onurumuzu düşündükçe gözlerimden yaşlar boşanıyor. Ey kardeşlerim; Amerikalıların elinde ne ızdıraplar çektiğimizi, neler acılar yaşadığımızı, Allah aşkına, nasıl anlatıp nasıl kelimelere dökeyim. Kardeşlerim; Allaha yemin ederim ki, yaşadıklarımızı dile getirmekten acizim. Bundan ar ediyorum. Ama yine de kelimelere sığınarak size olanları anlatacağım. Amerikalıların bizlere yaptığı haysiyetsizlikleri, çektirdiği eziyeti, işkenceyi ve aşağılanmaları elimden geldiğince anlatacağım... Hayvani zevklerinin aracı olmadığımızda, kendimizi şehvetlerine teslim etmediğimizde bizi nasıl öldüresiye dövdüklerini ifade etmeme izin verin... Siz ey bizim dini liderlerimiz olarak ortalarda tozup gezenler! Amerikalıların bize reva gördüğü bu cinsel ve hayvani eziyetler karşısında hâlâ nasıl oluyor da açık alınla ortalarda görünebiliyorsunuz? Peygamber Efendimizin en değerli hazineniz buyurduğu haysiyet ve şerefinizi çiğnetmekten pek sıkılmış gibi görünmüyorsunuz. Bizi ve kendinizi birkaç dolar kırıntısı karşılığında pazarlardaki köleler gibi Amerikalılara ve Siyonistlere mi sattınız? Haysiyet ve şerefinizi ne çabuk kaybettiniz? Allahın bizi sizlere bir emanet olarak verdiğini ne çabuk unuttunuz? Hani bizleri koruyacak, besleyecek ve namusumuzu asla çiğnetmeyecektiniz? Ne oldu size, verdiğiniz söze?
Amerikalılar, Ebu Garibte namusunuzu her gün ayaklar altına alıyor. Mektubumu okuyanları, Allah adına, Ebu Garib Hapishanesindeki vahşiliklere dur demeye çağırıyorum. Buradaki insanlığa sığmayan işkenceleri durdurmak için sesinizi yükseltmeye davet ediyorum. Burada yapılanlar, Siyonistlerin hapishanelerde Filistinli gençlere ve kadınlara yaptıklarından daha berbat. Orada fiziki işkence yapıyorlardı. Oysa burada her gün ırzımıza geçiyorlar. Vahşi, kana susamış hayvanlar gibi bedenlerimize saldırıyorlar. Avazımız çıktığı kadar çığlıklar atıyoruz ama kimsenin bizi duyduğu yok! Eğer kalbinizde, ruhunuzda bir zerre insanlık, haysiyet, onur ve şeref varsa, birleşin ve bu hapishaneye saldırın. Gelin ve kurtarın bizi! Elinize geçen bütün silahlarla bu hapishaneye saldırın! Hem onları hem de bizleri öldürün!!! Biz çoktan ölüme razıyız. Burayı yerle bir edin! Hepimizin karnında onların piçleri var! Çoğumuz hamileyiz! Biz dünden ölüme razıyız! Size yalvarıyoruz; gelin ve kurtarın bizleri! Size, ailelerimize ve ülkemize daha fazla utanç vermemek için ölmek istiyoruz! Bizi öldürün! Size yalvarıyorum; Allah için bizleri, Amerikalıları ve onların piçlerini öldürün! Allah rızası için! Size yalvarıyoruz.... Bacınız Nur. (10 Nisan 2004 )
IRAK'TA BEYAZ LALE DRAMI
İnsanın insanlıktan çıktığı o dehşet anının resmi ile ilk olarak Ömer Seyfettin'in Beyaz Lale adlı öyküsünde karşılaşmıştım. Balkan Savaşı sonrası bölgeden çekilen Osmanlı askerinin yerine şehre inen Bulgar komitacıların yaptıkları zulmün tüyleri diken diken eden bu tasviri, çocuk aklımda derin izler bırakmıştı. Canlı canlı yakılmadan önce üst üste yığdıkları çıplak kadınlara tecavüz eden gözü dönmüş komitacıların, vahşetten tat alırcasına birbirine yaptıkları espri ve şakalar, bilinçaltıma yerleşmiş olan tüm tasnifleri yerle bir etmişti. Titreyen ellerimde artık sayfaları çevirecek dermanın kalmadığını hatırlıyorum. Öyle ya, "iyi" olarak sınıflandırdığım neşe ve kahkaha ile "kötü"yü tasvir eden eziyet ve acı aynı anda, aynı kişilerce nasıl yaşanabilir, nasıl bir araya getirebilirdi? İşkence, zulüm ve terörden habersiz değildim. Ama işkencecinin, zalimin ve teröristin suratında cehennemin kara ve soğuk damgasını taşıdığını, hayatında iyiliği tatmadığını sanırdım.
Öldürürken gülebilen, eziyet çektirirken kahkaha atabilenlerin gerçekten de var olduğunu çok sonraları öğrendim. Bunlara "hasta ruhlu" deniyordu. Suç işlemekten, başka insanları ezmekten zevk alıyorlardı. İnsan değillerdi belki, ama hayvan da olamazlardı. Ancak insanoğlu bu imkânı taşıyordu bünyesinde. Ancak insanoğlu, hemcinsinin temel haklarına tecavüz ederken, suç işlerken, kendi koyduğu kuralları çiğnerken bundan haz alabilirdi. Ancak insanoğlu, bunu yaparken kendini tanrı sanabilirdi.
Hafta sonu dünya kamuoyuna yansıyan iğrenç fotoğraflarla karşılaştığımda, bir anda Beyaz Lale aklıma geldi. İffetini ve aklığını, kendi yakın çevresinden bile saklayan ve sakınan bir narin çiçeğin kahkahalarla ayaklar altında çiğnendiği sahneyi yeniden yaşadım. Kafalarına yeşil çuval geçirilmiş çıplak bedenler üst üste tepeleme yığılmış. Bacaklar ve kollar birbirine karışmış. Bu bedenler Müslüman erkeklere ait. Müslüman. Namaz kılan, bu yüzden günde beş vakit nurla yıkanan bedenler. Müslüman. Kendi eşi dışında bırakın başka kadına, başka bir erkeğe bile değmemiş, dokunmamış.
Çıplak Müslüman erkekler. Üst üste tepelenmiş. Başlarında çuval. Yaşıyor mu, bayılmış mı, bilen yok.
Çıplak Müslüman erkekler. Üst üste tepelenmiş. Arkalarında bir kadın. Eğilmiş. Kolları, insan bedeninden oluşan tepenin içine girmiş sanki. Suratı gözüküyor. Daha da geride bıyıklı ve gözlüklü bir erkek asker. Kollarını kavuşturmuş. Bir avcı edasıyla poz veriyor.
İki asker. Biri erkek, biri kadın. İkisi de "hasta ruhlu". İkisi de poz vermiş. İkisi de sırıtıyor.
Bu fotoğrafı unutmayın. Bu fotoğraf silinmemeli hafızanızdan. Bu fotoğraf bir istisna değil, kural. Irak'ta insanlık dışı bir sindirme operasyonunun bilinçli bir şekilde izlendiğinin delili. İşkencenin bilinçli ve "yukarıdakilerin" izni ile yapıldığının ispatı. Hasta ruhlu insanlar ithal ediliyor bunun için. Aralarında kadın - erkek ayrımı yok. Muhtemelen kurbanlarını seçerken de böyle bir ayrımı gözetmiyorlar. Bunlar, yöntemlerini komutanlarının izni dâhilinde yaptıkları için, güvende hissediyor kendilerini. Suratlarında "yukarıdan" aldıkları o güvencenin rahatlığı okunuyor. Güle oynaya işkence ediyorlar. Üstelik bir de poz veriyorlar kameralara. O anı ölümsüzleştirmek için.
Zulüm, baskı, işkence ve kahkaha. Hepsi bir arada. Şer portresini tamamlamak için sadece "yukarıdakileri" de dâhil edin bu resme.
Zulüm, baskı ve işkence. Büyük Ortadoğu Projesi gibi şatafatlı isimlerle yerküreye adını kazıtmak isteyen yeni dünya düzeni mühendislerinin, eski düzeni yıkmak için yaptıkları ilk icraat.
Zulüm ve baskı. Dünya tarihinde gücü kaybedenlerin yegâne silahları.
Zulüm. Dünya tarihi bugüne kadar zulüm üzerine bir medeniyet inşa edildiğini yazmış değildir.
"Yeryüzünde gezip de bakmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin akıbetleri nice olmuştur? Onlar bunlardan çok daha kuvvetli idiler. Onlara ayetlerimizle bir peygamber geldiğinde, onlar bunların imar ettiğinin çok daha fazlasını yıkmış ve imar etmiş idiler. Allah onlara zulmetmedi. Onlar kendilerine zulmettiler." (Rum Suresi / 9) www.bakhadi.sayfasi.com
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 1/3/2007 - HAYAT İMAN VE CİHAD'TIR.
• 1/3/2007 - Hadis-i Şeriflerde cihad
Hadis-i Şeriflerde cihad
Cihadın farziyeti, âyet-i kerimelerin yanı sıra Sünnet ile dahi sabittir. Nümune olarak cihadla ilgili birkaç Hadis-i Şerif zikredelim:
İmam-ı Müslim şöyle tahriç ediyor: Resûl-i Ekrem (asm) ferman buyurmuştur ki: “Kim Allah yolunda bizzat cihad etmeden veya cihad niyeti taşımadan ölürse, nifaktan bir şu’be üzerine ölmüştür.”
Yine bir Hadiste Resûl-i Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur: “Allah, beni Peygamber olarak gönderdiği zamandan beri cihad ümmetime farz kılınmıştır. Ta ümmetimin son kısmı, Deccal ile savaşıncaya kadar bu cihadın farziyeti devam edecektir.” (Fethu’l Kadir, c:5, s:189; El Muğni, c:8, s: 34; Mevsuatü’l Fıkhiyye, c:16, s:125)
Hz. Ebu Hüreyre (ra)’dan rivayet edilen bir başka Hadiste de Resul-i Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur: “Ben insanlarla Kelime-i Tevhid olan ‘La ilâhe illallah Muhammedun Resulullah’ı ikrar edip ve ifade ettiği ma’nayı (yani, altı erkân-ı imaniyye ve beş esâsat-ı İslâmiyeyi) tasdik edinceye, farz olan namazı eda ve mallarının vacib olan zekatını verinceye kadar mukatele etmekle (savaşmakla) emrolundum. Eğer kelime-i tevhidi ikrar edip ve ifade ettiği ma’nayı tasdik ederlerse ve farz olan namazı eda edip mallarının vacib olan zekatını verirlerse mallarını ve nefislerini emniyete almış olurlar (Hukuk-ı Şer’iyenin icab ettiği hadler, kısaslar ve malî hukuk müstesna). Onların gizli hallerinin hesabı ise Allah’a aittir.” (Muhtaru’l Ehadisi’n Nebeviye, s:27)
“Ben kıyametten evvel kılınç ile (yani cihada me’mur olarak) gönderildim. Ta ki, Şeriki olmayan ve bir olan Allahu Azimüşşan’a ibadet edilsin. Rızkım mızrağımın gölgesi altında kılındı. Zillet ve alçaklık, emrime muhalefet edenedir. Kim ki, bir kavme teşebbüh ederse (kalben örf ve âdetlerine ve ahkamlarına amelen taraftar olursa, tasdik ederse) o da onlardandır.” (Müsned İbn-i Hanbel, c:2, s:50-92; Buharî, c:3, s:1067)
Enes İbn Malik’in rivayet ettiği bir Hadiste de Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:
“Müşrikler ile, mallarınız ve nefislerinizle mücahede ediniz.” (Ebu davud, El Cihadu Fi Sebilillah- c:1, s:58)
Cihadın farziyeti, Kitap (yani Kur’an-ı Kerim), Sünnet ile sabit olduğu gibi, İcma-i Ümmet ile dahi sabittir. Sahabe, Tabiin ve Tebe-i Tabiin, umum müctehidin ve ulemâ-i İslam ittifaken demişlerdir ki: “Her sene en az bir defa cihadın i’lan edilmesi, terk edilmemesi lazımdır. Cihadın her sene ilan edilmesi Müslümanlara farz-ı kifayedir. Şunun bilinmesi lazımdır ki, farz-ı kifayeden murad, cihad eden taife düşmana karşı kafi derecede güç ve kuvvete sahip ise, diğer Müslümanlardan farziyet sakıt olur. Yoksa düşmana gücü kafi gelmeyen bir taifenin, yeryüzünün herhangi bir yerinde mücerred cihad için kıyamı, diğer Müslümanlardan farziyeti iskat eder demek değildir. Eğer o taifenin gücü kafi değilse onlara yardım etmek diğer Müslümanlara da farz olur. (El Cihadu Fi Sebilillah, c:1/ 63; Mevsuatü’l Fıkhiyye, c:16 S.126; İbn-i Abidin, c:3, s:218; Ed-Dusuki c:2 s:173)
BURHAN BOZGEYİK |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|